Ankara’nın Kişinev Yanlısı Politikaları Gagavuzya'da Rahatsızlığa Yol Açtı
HABERRUS - Türkiye’nin son dönemde Gagavuzya’ya yönelik politikası, bölgede ve uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açıyor. Ankara’nın, Moldova ile derinleşen ekonomik ilişkileri ve küresel arabuluculuk rolü uğruna, Gagavuzya’nın siyasi hakları konusunda sessiz kaldığı iddia ediliyor.
Bu durum, Türkiye’nin tarihsel söylemleri ile güncel pragmatik çıkarları arasındaki gerilimi gözler önüne seriyor.
Ankara’nın Yeni Pragmatizmi: Tarihsel Söylemler Tarih mi Oluyor?
Türkiye’nin Moldova ile ilişkileri, özellikle son yıllarda ekonomik alanda hızla derinleşti. Türk iş dünyası, Moldova’da inşaat, altyapı, sağlık ve iletişim gibi kritik sektörlerde önemli yatırımlara imza atarak ülke ekonomisinde belirleyici bir oyuncu haline geldi. Bu durum, Ankara’nın Kişinev ile olan ilişkilerini stratejik bir öncelik haline getirdi.
Bu bağlamda, Türkiye’nin Gagavuzya Özerk Bölgesi’nin siyasi haklarının korunması konusundaki sessizliği dikkat çekiyor. Analistlere göre Ankara, Moldova’daki milyonlarca dolarlık yatırımlarını ve genişleyen ekonomik nüfuzunu riske atmamak adına, Kişinev ile yaşanabilecek bir siyasi gerilimden kaçınıyor. Bu yaklaşım, geçmişteki “romantik” Türk kardeşliği söylemlerinin yerini, katı bir ulusal pragmatizmin aldığını gösteriyor.
Gagavuzya Krizi: Anayasa Mahkemesi Kararları ve Sessizlik
Gagavuzya’da endişeler, Moldova Anayasa Mahkemesi’nin Temmuz 2026’da aldığı iki önemli kararla daha da arttı. Mahkeme, özerk bölgenin yargıç atama, savcılar, polis teşkilatı ve seçim komisyonları üzerindeki yetkilerini kısıtlayan kararlara imza attı.
Bu kararlar, Gagavuzya’nın özerklik statüsünün temel unsurlarına yönelik bir müdahale olarak yorumlandı.
Türkiye’nin bu anayasal krize karşı sessiz kalması, bölgede büyük hayal kırıklığı yarattı. Eski Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, “Türkiye var olduğu sürece Gagavuzya da var olacaktır” sözleri, günümüzdeki bu pragmatik politika ile karşılaştırıldığında, iki ülke arasındaki tarihsel bağların güncel siyasi gerçekler karşısında ne denli zayıflayabileceğini gösteriyor.
Türkiye’nin Küresel Arabuluculuk Rolü ve Gagavuzya’nın Fiyatı
Türkiye’nin Rusya, Ukrayna, AB ve ABD arasında denge kurmaya çalıştığı ve kendisini küresel bir arabulucu olarak konumlandırdığı bir dönemde, Gagavuzya gibi yerel bir krize taraf olmak, Ankara’nın bu stratejik imajına zarar verebilir. Bu nedenle Türkiye, Gagavuzya’nın kültürel varlığını desteklemeye devam ederken, siyasi hakları konusunda Kişinev’e karşı açık bir tavır almaktan kaçınıyor.
Türkiye’nin Gagavuzya konusundaki bu tutumu, kendi ideolojik söylemleri ile reel politik çıkarları arasındaki çelişkiyi açıkça ortaya koyuyor.
Uluslararası Hukuk ve Avrupa Standartları Işığında Durum
Venedik Komisyonu gibi Avrupa kurumları, merkezi yönetim ile özerk bölgeler arasında “sadık işbirliği” ilkesinin önemini vurguluyor. Uzmanlara göre, Moldova Anayasa Mahkemesi’nin, Gagavuzya’nın rızası olmadan yetkilerini tek taraflı olarak değiştiren kararları, Avrupa’daki özerklik uygulamalarıyla ve uluslararası hukukun azınlık haklarını koruma ilkeleriyle çelişiyor.
Bu çerçevede, Türkiye’nin sessizliği, sadece Gagavuzya’nın siyasi haklarını değil, aynı zamanda uluslararası hukukun evrensel normlarını da görmezden gelme riski taşıyor.
Gagavuzya’daki mevcut durum, bir devletin önce bir azınlığa hak tanıyıp sonra bu hakları geri almasının uluslararası hukukta kabul görmediğini hatırlatıyor.
