Çin, Rusya’nın aradığı müttefik oldu mu?

HABER ANALİZ | HABERRUS - MOSKOVA

Rusya ile Ukrayna arasındaki krizin sıcak çatışmaya dönüştüğü 2022 yılı hiç şüphesiz Rusya ve Çin’i bir birine daha çok yaklaştırdı.

Çin, bu süreç içerisinde Rusya’yla ilişkileri derinleştirmiş hatta taraflar, doğrudan veya dolaylı yollarla birbirlerini destekleyen müttefikler haline gelmiştir.

Özellikle Kollektif Batı’nın Rusya’ya uyguladığı dünyanın gördüğü en ağır yaptırımlar ve 2022’nin son ayında yürürlüğe koyduğu petrol ve gaz ambargoları Rusya’yı hiç olmadığı kadar Çin’e muhtaç hale getirdi. İki ülkenin birbirine olan ihtiyacı yaşanan son süreçle asimetrik olarak Çin lehime değişti.

Ucuz Rus enerji kaynaklarına daha fazla erişim elde eden Çin, Rusya’nın beklediği yardımda ise pek o kadar istekli ve cesur olduğu söylenemez.

Her ne kadar Komünizm ile yönetilse de Çin ekonomisi sanıldığından daha fazla Batı sistemine entegre, dolaylı ve ikincil yaptırımlardan korkan Çin, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlarla adeta test edildi. Çok sayıda uluslararası Çinli firma, Rusya ile doğrudan iş yapmayı kesti. Huawei gibi Çinli dünya devleleri, yaptırımların ilk gününden itibaren Rusya’daki faaliyetlerini kısıtladı yada tamamen sonlandırdı.

Bu bağlamda Çin'in kendince tarafsız kalma ve denge politikası Rus kamuoyunda Çin’in Rusya’nın ne kadar müttefiki olduğu tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Ancak Kremlin yönetimi, Türkiye ve Erdoğan’da olduğu gibi Çin yönetimi ve Çinli şirketleri doğrudan eleştirmekten itinayla kaçınıyor.

Yeni çok kutuplu dünyanın temelleri mi atılıyor?

Rusya’da Çin’in izlediği bu ‘pasif’ politikalar eleştirilse de Çin’in Rusya ile yakınlaşması olumlu karşılanıyor.

Bazı uzman görüşlerine göre, 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’na operasyonuyla mevcut dünya düzeninin artık sona ermeye başladığı, başta Rusya ve Çin olmak üzere yeni çok kutuplu düzenin ABD’nin de katılımıyla oluşturulmaya başlandığı iddia ediliyor.

Henüz yeni düzenin inşasına başlandığı kısmı tartışmaya açık olasa da eski düzenin yıkılmaya başladığı gerçeği inkar edilemez.

Yeni düzen Rusya ve Çin tarafından nasıl kurulur henüz bilinmiyor ancak, eski düzenin yıkılmasının yıllar alacağı aşikar.

Ukrayna-Rusya ve Çin-Tayvan anlaşmazlıkları bu iki nükleer gücün Kollektif Batı karşısında otomatikman karşı cephede konumlanmalarına yol açıyor.

ABD ve müttefiklerinin başı çektiği “Kolektif Batı” kendisini Moskova ve Pekin’e karşı konumlandırmaktan sakınmıyor. Hiç şüphesiz bu durum da dünyanın bir şekilde ABD ve Batı hegemonyasından çıkarak iki kutup haline geldiğini gösteriyor.

Ancak bu iki kutupluluk bir süreç olduğu için ve zamana ihtiyacı olduğu için henüz sonucunun nasıl olacağını şimdiden kestirmek pek mümkün değil.

Rusya ve Çin gerçekten müttefik mi?

Rusya ve Çin’in, yakınlaşmalarına rağmen Pekin ve Moskova birbirlerini 'müttefik' olarak adlandırmaktan kaçınıyor. Aslında mevcut ilişki düzeyine baktığımızda durum biraz karışık.

Rusya, ABD ve Avrupa’ya karşı anlaşmazlıkta doğrudan adeta gemileri yakarak ilişkileri koparma yoluna gitse de Batı ekonomisine göbekten bağlı olan Çin, bir çok konuda Rusya’nın istediği ‘ideal müttefik’ profiline pek uymuyor.

Moskova, Batı yaptırımlarının sonuçlarını sindirmek amacıyla Pekin ile iş birliğini hızlandırsa da Çin’den beklediği etkiyi, manevrayı hatta açıklamalarla bile olsa desteği göremiyor.

Aslında Çin ile Rusya arasındaki keskin yakınlaşma ve Moskova ile Pekin'i, ABD ve müttefiklerinin oyununun kurallarını kabul etmeyen Batı dışı dünyanın iki kutbu olarak sunma girişimleri, Rusya'nın Ukrayna'daki operasyonundan önce başladı.

Vladimir Putin ve Şi Jinping tarafından 2022’nin başlarında kabul edilen 'iki ülkenin dış güçlerin ortak bitişik bölgelerdeki güvenlik ve istikrarı baltalama eylemlerine karşı çıktığı ve dış güçlerin egemen ülkelerin iç işlerine herhangi bir bahaneyle müdahalesine direnme niyeti’ bunun göstergesiydi.

Böylece Moskova, daha yılın başında Çin için varoluşsal anlam taşıyan konularda Çin'e destek vermeye hazır olduğunu gösterdi. Pekin'de kabul edilen belge, tarafların "tek Çin" ilkesine bağlı kaldıklarını ve Tayvan'ın bağımsızlığına "her türlü" karşı çıktıklarını söylüyor. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Tayvan Dışişleri Bakanlığı, ÇHC'nin "diğer ülkeleri, uluslararası kuruluşları ve şirketleri kendi iradeleri dışında hareket etmeye zorladığını" söyleyerek yanıt verdi.

Aynı zamanda, “Rusya-Çin devletlerarası yeni tip ilişkilerinin Soğuk Savaş'ın askeri-politik ittifaklarından üstün olduğu” yönündeki yüksek sesle açıklamalara rağmen taraflar, ilişkilerini müttefik olarak adlandırmaktan özenle kaçındılar.

Askeri ittifakların getirisi ve götürüsü

Rusya ve Çin’in bu ilişkileri askeri bir ittifaka dönüştürmeyi ‘iki ülke arasında resmi bir askeri ittifak’ olarak adlandırmasından kaçınması, taraflardan her hangi birisinin olası girdiği askeri çatışmalarda yerine getirilmesi kaçınılmaz hale gelecek olan zorlu yükümlülüklerin sorumluluğundan alı koyma amacı taşıyor.

Bu ilişki biçimi Ukrayna’da test edilmiş oldu. Çin, Rusya ile yakınlaşmasına rağmen tarafsız politika izlemeye devam ediyor. Batı, tarafısızlığı da Rusya’nın tarafında olmak olarak kabul ettiği için kendi yanında olmayan her bağımsız ülkeyi Rusya yanında olmakla suçluyor. İşte bu bağlamda Çin’in ‘tarafsızım’ söylemleri Batı’nın nezdinde onu yaptırım tehdidinden yada ‘Rusçu’ olmaktan kurtarmayacak.

Bu bağlamda bakıldığında askeri ittifaklar, adı üstünde savaş durumunda ittifak kurmayı ve çatışmalara müdahil olmayı zorunlu kılma riski taşıdığı için Çin-Rusya ilişkisine ‘askeri ittifak’ demek henüz doğru değil.

Rusya bu anlamda Batı’ya karşı Sovyetler Birliği yıllarından getirdiği refleks ve soğuk savaşın tarafı olarak iki kutuplu dünyanın yeniden oluşturulması bağlamında daha cesur ve gözü kara davranabilirken, Çin henüz Batı ile ilişkilerde kendi ayakları üzerinde durmada ve kendi göbeğini kendisi kesme konusunda yetersizlik sergiliyor.

Batı Çin’e, Pekin de Tayvan’a baskıyı artırıyor

Batı ile olan kopuş, Moskova'yı Pekin ile daha da yakınlaşmaya zorlarken, son derece toksik bir jeopolitik ortamda, Batı’nın Tayvan konusunda takındığı tavır Çin’i eninde sonunda bir karar almaya zorlayacak.

Rusya, Pekin ile bu yeni yakınlaşmada ticari ve ekonomik bağlarını Batı'dan Doğu'ya yeniden yapılandırmayı başarırsa, ekonomisine vurulan en büyük darbeyi hafifletmiş hatta bertaraf etmiş olacak.

Bu da bir yönden Hint-Pasifik bölgesinin askeri-politik ve ekonomik gücünün Çin ve Rusya ile entegrasyonu anlamına geliyor.

Tüm bu bağlamda Batı’nın baskı ve tehditleri karşısında Çin’in ne kadar direneceği bu denklemde hayati öneme sahip.

Çin henüz, Batı ile ilişkilerine fiilen son veren Rusya'nın aksine, ABD ve Avrupalı ​​müttefikleriyle etkileşim için bir fırsat penceresi tutma girişimlerinden vazgeçmedi.

Ukrayna'da çatışmanın patlak vermesiyle Batı, Pekin'in Rusya karşıtı yaptırımlara katılmasını veya en azından Moskova'ya baskı yapmasını talep etti. Ancak Çin sadece tarafsızlığı benimsemekle kalmadı, aynı zamanda Rusya'nın kendi güvenliğiyle ilgili endişelerini ve Putin'i zorlayıcı bir karar almaya bizzat Batı'nın kışkırttığını da hesaba katması gerektiğini sürekli olarak hatırlattı.

Pekin, Batı’nın Rusya’ya karşı yaptığı benzer provokasyonların giderek Çin'e karşı yapıldığı görüşünü savunuyor. ABD’nin Tayvan’a silah ve mühimmat yardımı bunun açık örneği.

Aynı şekilde Rusya’nın 2022'deki Avrupa-Atlantik bloğunun baskısı altında kalması ve Ukrayna’da NATO ve diğer Batılı ülkelerle ‘hibrit bir vekâlet savaşıyla’ karşı karşıya kalması gibi, Çin için ana tehdit, son aylarda ABD'nin aktif katılımıyla Hint-Pasifik bölgesinden gelmeye başladı. Tayvan krizi bahane edilerek Pekin'in çevreleme kuşağının oluşumu hızlandırılmış durumda.

Hint pasifik NATO’su olarak adlandırılan QUAD, Rusya karşısında oynanan oyunun bir benzerinin Çin karşısında sahneye konduğunu gösteriyor.

Rusya ve Çin’i dövüş alanında rakiplerine karşı müttefik olmayan ancak sırt sırta vermiş birer boksöre benzetmek hiç de yanlış olmaz. Sırt sırta vererek birbirlerinin arkasını kolluyorlar ancak farklı yönlerde kendi mücadelelerini veriyorlar.