Tüm haberler

Erdoğan, Putin'e neden "one minute" demiyor?

| Politika
Erdoğan, Putin'e neden "one minute" demiyor?

Eski Irak ve Birleşik Krallık Büyükelçisi Ünal Çeviköz, Türkiye'nin güneyinde aleyhte gelişmeler yaşanırken Ankara'nın sahnede olmadığını, devre dışı kaldığını söyledi.

2008'de Olmert'in Ankara ziyaretinden sonra İsrail'in Gazze'yi bombaladığını hatırlatan Çeviköz, şöyle konuştu: “Sanki sırtımızdan bıçaklanmış gibi ‘Bize saldırıdan hiç bahsetmedi' gerekçesiyle Davos'ta ‘one minute' dedik. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Moskova ziyaretinden 3 gün sonra Putin, Suriye'de IŞİD'i ve muhalifleri bombaladı. Niçin Rusya'ya, Putin'e de ‘one minute' demiyoruz.”

ERDOĞAN PUTİN'İ NASIL İKNA EDEBİLİR?

Şam'da cuma namazı, Esad (Pardon Esed) ha gitti ha gidecek, olmadı uçuşa yasak bölge, o olmadı güvenli bölge. O da olmazsa sınırda 100 bin nüfuslu 3 TOKİ-kent. En sonunda ‘Esed'li geçiş gibi bir şey olabilir'. Çok anlamlı bir nitelemeyle Moskova'da yeni açılan camide cenazesi kılınan 4 yıllık Suriye politikamızın geldiği nokta. Ve tabii Avrupa yollarında binlerce mülteci. Ama iktidar ve iktidar yanlısı çevreler hep haklı. Her durumda haklı. Başka hiçbir şey olmasa sadece Suriye politikamızdaki çöküş bir iktidar için yolun sonu olabilirdi. Bölgeyi ve son süreçte sahaya inen Rusya'yı çok iyi bilen eski Irak ve Birleşik Krallık Büyükelçisi Ünal Çeviköz ile Putin'in hamlelerinin anlamını ve Suriye politikasını konuştuk.

Rusya, neden Suriye'de bu kadar aktif hale geldi? Daha fazla sahaya inme ihtimali var mı?

Rusya'nın Ortadoğu'da iki ülkeyle müttefik demesek bile yakın bir ortaklık ilişkisi var. Irak ve Suriye… İki ülkede de Baas partileri Sovyetler Birliği komünist partisi modeli ile kurulmuştu. Irak'a müdahale yapıldığı zaman Rusya, Irak'taki müşterisini koruyabilecek konumda değildi. Putin, iş başına yeni geçmişti. Ama Rusya yavaş yavaş yeniden süper güç olmasa dahi dünyanın en büyük bölgesel gücü olduğunu göstermeye başladı. Rusya biliyor ki Esad giderse kendi istediği gibi bir Doğu Akdeniz dengesi kurulamaz.

Yani iktidar çevrelerinin dediği gibi Rusya'nın asıl hedefi IŞİD ve terörle mücadele değil mi?

Öyle denemez. Terörle mücadele Rusya açısından da çok önemli… Sovyetler Birliği'nin dağılmasından itibaren Çeçenistan ve Dağıstan'daki Vehhabi faaliyetleri çok rahatsız ediyordu Moskova'yı. Vizelerin kaldırılmasından sonra Rus vatandaşları Türkiye'ye çok rahat seyahat etmeye başladı. Bu insanlar fevkalade geçişken olan sınırımızdan Suriye'ye geçiyorlardır. Rusya, IŞİD saflarındaki Kafkas kökenlilerin geri dönmesi endişesini taşıyor.

Rusya'nın daha fazla sahaya inme ihtimali var mı?

Putin, karada herhangi bir şekilde varlık göstermeyeceklerini söyledi. Rus askerleri Suriye birliklerinin yanında IŞİD'e karşı savaşır mı, hayır. Batı nasıl bunu yapmıyorsa Rusya da yapmayacaktır. Zaten İran ve Hizbullah'ın karadan katkı vereceği anlaşılıyor. Rusya, İran, Irak ve Suriye dörtlüsü bu konuda ortak anlayış içinde olduklarını deklare ettiler.

Türkiye'nin, Rusya'nın Ortadoğu politikasıyla ilgili vizyonu bir türlü ‘sıcak denizlere inme hayali' klişesini aşamadı. Suriye, Rusya açısından neden bu kadar önemli?

Sıcak denizler söylemi çok indirgemeci ve çok sığ bir anlayış. Rusya gibi bir devletin sıcak denizlere inme gibi bir endişesi yoktur. İstediği zaman birtakım yerlerde bulundurduğu uçak gemileriyle sıcak denizlere inme imkânına sahiptir. Rusya, Kuzey Kutbu ve Kuzey Denizi'ni neredeyse ulusal karasuları haline getirmiştir ve bu kontrolü dünyanın bütün denizlerine yayma imkânını vardır. Doğu Akdeniz'de Tartus'ta zaten üssü var. Kaldı ki Doğu Akdeniz'deki Rus destroyerleri bir liman çağrısı yaptığı zaman Limasol ve Larnaka'ya gidebiliyorlar.

NATO, “Rusya'nın hedefi, müttefiklere karşı bir savunma hattı oluşturmak” dedi.

Savunma hattı olsa bile bu doğrudan doğruya bir sıcak çatışmaya dönüşmez. Ama yeni bir savunma hattını yeni bir soğuk savaş habercisi olarak görmek mümkün. Dengeler oturduktan sonra daha önce yaşanan soğuk savaşın yeni sahnesi Suriye olabilir.

Rusya sahaya indi, İran'a Batı blokundan istediği şeyleri alabilme fırsatı doğdu. Çin donanmasına ait bir gemi Akdeniz'de… Peki Türkiye? Biz Suriye krizinde neredeyiz?

İşin en acı tarafı da bu zaten. Tüm bu ülkelerden önce işin başında Türkiye'nin olması gerekir. Ama yok. Bahse konu saha ve sahne sadece Suriye değil. Mücadele Irak'ta da sürüyor. Türkiye'nin güneyinde hiç de hoşumuza gitmeyen, aleyhimize, dengesel değişmeler yaşanıyor ama biz o sahnede yokuz. Türkiye yok. Bunun nedeni, Türkiye'nin son birkaç yılda geleneksel politikasının tüm aktörlerle eşit mesafede olma ilkesinden vazgeçmesi. Artık böyle bir ilke yok. Amerika, PYD ile çalışıyor, biz terörist diyoruz. Ama ABD terörist olarak görmüyor. Rusya kıvrak bir dille ‘Kürtler IŞİD'e karşı mücadele ediyor' dedi. Biz hem ABD hem de Rusya ile birlikte çalışmayı ret ediyoruz. Devre dışı kalmış durumdayız. Oluşacak yeni Suriye'de Türkiye'nin düşünceleri ne kadar dinlenecek, ciddiye alınacak… Ciddi soru işaretleri var.

Türk hariciyesi iktidarın Türk dış politikasının rayından çıkmasına engel olamaz mıydı?

Engel olabilirdi ama maalesef siyasi otorite hariciyeyi eskisi gibi dikkate almıyor. Sorun da bu zaten. Siyasi otorite bugün ‘Her şeyin en doğrusunu ben bilirim' havasında…

Bir de ‘MİT bilir' havasında sanki…

Evet de, MİT'i de siyasi otoritenin bir parçası haline getirdiler. Siyasi otorite MİT'ten duymak istediklerini alıyor sadece. MİT'in çeşitli olaylarda çok önemli istihbarat hataları olduğuna dair çeşitli kaynaklarda raporlar gördük. Suriye sahnesi hakkında MİT'ten sağlıklı istihbarat ve bilgi geldiği konusunda ben emin değilim şahsen. Hem silahlı kuvvetler hem de hariciyenin dile getirdiği kaygılar dikkate alınmadı. Hep MİT ve MİT başkanı ön planda oldu.

İktidar değişikliği olmadan dış politika yeniden rayına oturabilir mi?

İktidardaki hakim anlayış değişmedikçe dış politikada değişiklik olmaz. Bu anlayışın değişmesi ise iktidar değişmedikçe çok zor. Eminim bazı danışmanlar hata yapıldığını görmüyor, bazıları da hata yapıldığını söyleme cesaretini gösteremiyor. Hatayı itiraf etmek, özür dilemek sadece başkaları dileyince bir erdem değil ki. Hatanızı itiraf edebilmelisiniz.

Ama hata yaptık demek siyasi intihar anlamına gelmiyor mu iktidar için?

İşte bütün mesele bu… İktidar dış politika değişikliğini kendisinin de altındaki zeminin kayması olarak görüyor. Öyle bir monolitik yapı ile özdeşleşti ki her düşüncesi kendisiyle özdeş hale geldi. Dış politika da bu hale geldi. Değişikliği kendi zemininin kayması olarak görüyor ve çok büyük bir heyecan ve tutkuyla yanlışlarına sarılarak yanlışa devam ediyor.  →