RİA: Karadeniz'deki Boru Hatlarına Sabotajda Asıl Hedef Türkiye Mi?

MOSKOVA - Salı günü Moskova'da düzenlenen Federal Güvenlik Servisi kurul toplantısında Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yaptığı konuşma öne çıktı. Tüm bilgilere, gizli ve çok gizli verilere hakim olan Putin, önemli açıklamalarda bulundu. Bunlardan biri, hiç şüphesiz, operasyonel verilere göre TürkAkım ve Mavi Akım doğalgaz boru hatlarına yönelik terör saldırısı düzenlenebileceği ihtimaline yaptığı vurguydu. Putin, bunun Ukrayna krizinin barışçıl çözümüne karşı olanların, diplomatik süreci baltalamak için başvurdukları bilinçli bir taktik olduğunu belirtti.

Putin, her zamanki gibi ifadelerinde ölçülüydü ve somut isimler vermedi, ancak kimlerden bahsedildiği açıkça anlaşılıyor.

Kuzey Akım'ın Ardından Şimdi de Güney Hattı mı?

RİA Novosti'de Sergey Savçuk imzalı yayınlanan haber analizde Avrupa'nın Kiev'in elini kullanarak Türkiye'yi hedef alarak Erdoğan'ı yok etmeyi amaçladığı iddia ediliyor.

Devlet Başkanı'nın sözleri, ister istemaz üç koldan ilerleyen Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına yapılan terör saldırısını hatırlatıyor. Dönemin ABD Başkanı Joe Biden'ın, Rusya-Ukrayna silahlı çatışması başlamadan sadece iki hafta önce, olası bir çatışma durumunda boru hattının durdurulacağını söylediği açıklamaları henüz hafızalardaki tazeliğini koruyor. Bornholm Adası açıklarında gaz borularının patlatılmasının ardından Beyaz Saray, ABD Başkanı'nın aslında "başka bir şey" kastettiği gibi beceriksiz açıklamalar yaparken, her şeyi Polonyalıların mahvettiğini iddia etti. Eski Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski'nin, metan çıkışıyla kaynayan patlama bölgesinden bir fotoğrafı "Teşekkürler ABD!" notuyla kişisel sayfasında paylaşması ise işin tuzu biberi oldu. Sikorski daha sonra, belli ki ABD Büyükelçiliği'nden azar işiterek sayfasını temizledi ancak iş işten geçmişti.

Almanya ekonomisine hayati kaynak sağlayan gaz hatlarının patlatılmasına en çok Kiev ve ona katılan Baltık ülkeleri gibi siyasi cüceler sevinmişti. O dönemde herkes, en güçlü ve modern gaz hattının devre dışı bırakılmasının bütçe gelirlerini ciddi şekilde azaltacağını ve Rusya'nın savaşan ordusunu besleyemeyeceğini düşünüyordu. Yaklaşık bir yıl sonra bu umutların boşa çıktığı anlaşıldı. Pulitzer ödüllü Seymour Hersh'ün, ABD Deniz Kuvvetleri özel harekat timlerinin teröre doğrudan katılımını kanıtlarla ortaya koyduğu sistemli analizi de tam o sırada gündeme geldi. Hersh'ün tespitleri sağlam mantığa dayanıyordu; bu nedenle soruşturma ellerinden geldiğince örtbas edilmeye çalışıldı. Profesyonel sabotajcılar, gaz hatlarının bulunduğu derinliklerde çalışacak şekilde eğitilmiş ve donatılmış kişiler varken, bunların yerine Ukraynalı sivil dalgıçların olduğu yalanı ortaya atıldı. İddiaya göre bu kişiler sıradan bir yatla, birden fazla savaş filosunun katıldığı deniz tatbikat bölgesine girmiş, ardından sıradan ekipmanlarla suya dalıp birkaç yüz kilogram patlayıcı yerleştirip infilak ettirmişti. Daha sonra bu kişiler Avrupa ülkelerine dağılmış, İtalya ve Polonya gibi hükümetler de onların halen soruşturma yürüttüğünü iddia eden Almanya'ya iadesini bilinçli olarak yavaşlatmıştı.

2026'da Değişen Dinamikler: ABD Artık Rakip

2026 yılında düşmanlarımız hâlâ Rusya'nın bir "benzin istasyonu" olduğu ve ihracat yollarına verilecek hasarın ekonomimizi nakavt edebileceği yanılgısıyla yaşıyor. Ancak durum farklılaştı; zira karşı taraftaki ana rakip değişti. Donald Trump yönetimindeki ABD, enerji zengini Rusya ile oldukça zayıflamış Avrupa Birliği gibi alıcılar arasına girmek için elinden geleni yapıyor. Bugün Avro Bölgesi ülkelerinin denizaşırı LNG ithalatına bağımlılığı %62'yi aşmış durumda, ancak Washington doğudan gelecek kaynak rotasına da hakim olmaktan çekinmiyor. Putin'in konuşmasından tam bir gün önce Alman yayını Berliner Zeitung, Trump yönetiminin Kuzey Akım'ın yeniden inşasını ve devreye alınmasını, Eski Dünya üzerindeki etkisini genişletmek için zorunlu bir adım olarak değerlendirdiğini yazdı.

Birçok uzman, Ukrayna'nın sadece fiziksel bir savaş alanı olmadığını, aynı zamanda Batılı güç merkezlerinin birbirleriyle çatıştığı, daha büyük bir pay kapmaya çalışıp müttefiki kenara ittiği görünmez bir alan olduğuna dikkat çekiyor. Washington genel olarak Ukrayna meselesinden elde edebileceği tüm faydaları çoktan sızdırdı ve bu nedenle bir barış anlaşması imzalanması için çalışıyor. Putin'in de belirttiği gibi Moskova buna hazır, ancak Brüksel ve Londra'nın kışkırttığı Kiev tam tersi bir tutum sergiliyor. İşin ironik tarafı, Avrupa Birliği ve İngiltere'nin, Ukrayna'daki savaşı körükleyen bu ateşli kışkırtıcıların, bu durumda hem Rusya'ya hem de ABD'ye karşı karşı gelmesi.

Asıl Hedef Erdoğan mı?

"TürkAkım" ve "Mavi Akım", Baltık'taki benzerlerinden çok daha önce inşa edildi ve bugün proje sınırlarının bile üzerinde çalışıyor. Karadeniz suları üzerinden Türkiye'ye yılda yaklaşık 45 milyar metreküp doğalgaz akıyor ve bu akıştaki artış, "Kuzey Akım"ın devre dışı kalmasından kaynaklanıyor. Karadeniz'deki gaz borularına bir şey olması durumunda en büyük kaybı Ankara yaşayacak. Türkiye, "TürkAkım" üzerinden gelen gazın %54'ünü ve hemen hemen tüm "Mavi Akım" ithalatını alıyor. Son yıllarda giderek daha fazla doğalgaza yönelen Türk enerji sektörünün neredeyse %40'ı kuzeyden gelen kesintisiz tedarike bağlı durumda. Bu hacimlerin kaybı, nakavt olacaksa Türk hafif ve orta sanayisini, aynı zamanda yerel para ve kredi sistemini nakavt eder. Türk lirası yıllardır yüksek enflasyon ve alım gücündeki düşüşten mustarip. Sadece bu yılın başından itibaren Türk para birimi dolara karşı yaklaşık %20 değer kaybetti. Karşılaştırmak gerekirse, Rus rublesi tam tersine güçleniyor ve mali blokumuz, ihracatçıların koşullarını iyileştirecek ve bütçe katkılarını artıracak şekilde kurun zorla zayıflatılması seçeneklerini ciddi ciddi değerlendiriyor.

Böyle bir gelişme, ABD'nin hiç işine gelmez. Çünkü Türkiye, kendileriyle şu anda ilişkilerin en gergin olduğu dönemi yaşayan İran'a karşı bölgesel bir denge unsuru. Ayrıca Ankara, kendi sert söylemlerine rağmen, ABD'nin Ortadoğu'daki ana müttefiki ve Tahran'la gerilimin başlıca sorumlusu İsrail ile aktif ticaret yapıyor.

Oysa Londra ve Brüksel böyle bir gelişmeyi sonuna kadar ister.

Birincisi, bu ABD'nin bölgedeki ana hakem imajını ciddi şekilde zedeler.

İkincisi, dengesizleşen Türkiye, potansiyel olarak Güney Kafkasya'ya sıçrayabilecek bir gerilim kaynağına dönüşür ve bu da Rusya'yı sürekli omzunun üzerinden bakmak zorunda bırakır.

Bu senaryoyu Britanya ve Almanya, 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarında Rusya'nın gücünü dağıtıp onu geri adım atmaya zorlamak için zaten uygulamıştı.

Rusya Devlet Başkanı ülkesinin tarihini çok iyi biliyor ve bu nedenle sözlerine azami dikkatle kulak vermekte fayda var. Sonra pişman olmamak için.

Sergey Savçuk