Nükleer Tehdit ve Stratejik İstikrarsızlık: Avrupa'da Nükleer Gerilim Yükseliyor
HABERRUS - Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana ilk kez küresel güvenlik mimarisi bu denli kırılgan bir hale geldi. Nükleer silahların yeniden yükselişi, teknolojik dönüşümün hızı ve uluslararası anlaşmaların çöküşü, dünyayı tanımlanması zor yeni bir döneme sürüklüyor. Kommersant gazetesinin "Geleceğin Ana Hatları" projesi kapsamında hazırlanan bu kapsamlı dosya, Rus, Amerikan ve Çinli uzmanların görüşleriyle geleceğin savaş alanlarını ve stratejik dengeleri mercek altına alıyor.
Nükleer Silahlara Dönüş: "Koruma Belgesi" Arayışı
Nisan 2026'da New York'ta düzenlenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) Gözden Geçirme Konferansı, üst üste üçüncü kez ortak bir sonuç bildirisi yayınlayamadı. Bu başarısızlık, nükleer silahların yayılmasını önleme rejiminin en ağır sınavını verdiğini gösteriyor. Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu, mevcut küresel istikrarsızlık ortamında, daha önce nükleer silah edinmeyi düşünmeyen birçok ülkenin artık bunu tek etkili "koruma belgesi" olarak gördüğünü belirtti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi ise olası bir nükleer yarışı "en büyük kabusu" olarak nitelendirerek, 20 veya daha fazla nükleer silaha sahip devletin bulunduğu bir dünyanın aşırı tehlikeli olacağı uyarısında bulundu.
"Eşik" Ülkeler: Yeni Üyeler Kapıda
Uzmanlar, nükleer silah üretme potansiyeline sahip "eşik" ülkeleri yakından izliyor. PIR-Center'ın yakında yayınlanacak raporuna göre, Güney Kore, Japonya, Avustralya, İran, Suudi Arabistan, Türkiye ve Ukrayna bu potansiyele sahip ülkeler arasında öne çıkıyor.
- Güney Kore: Nükleer silah edinme potansiyeli en yüksek ülkelerden biri. Kamuoyunun %70'i, Kuzey Kore'ye karşı caydırıcılık amacıyla nükleer silaha sahip olmayı destekliyor. Seul, ABD ile uranyum zenginleştirme konusunda anlaşma sağlarken, kendi nükleer denizaltısını geliştirme çalışmalarını da sürdürüyor.
- Ukrayna: Mevcut nükleer yakıtında bulunan yaklaşık 7,4 ton plütonyum, potansiyel bir nükleer program için kullanılabilir. Ancak uzmanlar, bu plütonyumun ayrıştırılması için 2-3 yıl ve milyarlarca dolara ihtiyaç duyulacağını belirtiyor.
Avrupa'da Nükleer Gerilim Yükseliyor
ABD, taktik nükleer silahlarını İngiltere, Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya ve Türkiye'de konuşlandırıyor. Polonya ve Baltık ülkeleri de benzer bir talebi gündeme getirirken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, nükleer silahlarla donatılmış savaş uçaklarının Avrupa genelindeki ortak üslerde konuşlandırılmasını öngören yeni bir doktrin açıkladı. Bu girişime Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, Yunanistan, Polonya, İsveç ve Norveç destek verdi.
Rusya ise bu adımlara karşılık olarak 2023'te Belarus'ta nükleer silah konuşlandırdı ve geniş çaplı askeri tatbikatlar düzenledi. Moskova, bu hamlelerini "ayna yanıt" olarak savunurken, Ukrayna'daki savaşın doğrudan Rusya ile NATO arasında bir çatışma riskini artırdığı değerlendirmesi yapılıyor.
Kontrolsüz Silahlanma: Anlaşmalar Çöktü
5 Şubat 2026'da, Rusya ile ABD arasındaki son stratejik silah sınırlama anlaşması Yeni START'ın süresi doldu. İki ülke, 1970'lerden bu yana ilk kez herhangi bir resmi silah kontrol anlaşması olmadan kaldı. ABD, yeni anlaşmaların Çin'i de kapsamasını isterken, Pekin bu talebi reddediyor. Bu durum, nükleer silahların kontrolsüz bir şekilde artmasına zemin hazırlıyor.
Siber Savaş ve Uzay: Yeni Cepheler
Siber saldırılar ile geleneksel askeri operasyonlar arasındaki sınır giderek belirsizleşiyor. Stuxnet solucanından WannaCry fidye yazılımına kadar birçok siber saldırı, devletlerin savaş taktiklerini dönüştürdü.
Uzay da yeni bir savaş alanı haline geliyor. 1967 Uzay Antlaşması barışçıl kullanımı öngörse de, ABD, Rusya ve Çin'in uydu karşıtı silah geliştirmeleri ve yörüngede manevra kabiliyetine sahip uzay araçları, bu antlaşmayı zayıflatıyor. Özel iletişim uydularının askeri amaçlarla kullanılması, sivil-asker ayrımını da ortadan kaldırıyor.
Hiperses ve Yapay Zeka: Hız ve Karar Verme Krizi
Hiperses silahları, yüksek hız ve manevra kabiliyetini birleştirerek geleneksel balistik füzelerin öngörülebilirliğini ortadan kaldırıyor. Bu durum, bir fırlatmanın nükleer mi yoksa konvansiyonel mi olduğunun anında belirlenememesi gibi ciddi bir yanlış yorumlama riskini beraberinde getiriyor.
Yapay zeka (YZ) ise askeri karar alma süreçlerine entegre ediliyor. ABD ve Çin, nükleer silah kullanımına ilişkin nihai kararın insan tarafından verilmesi gerektiği konusunda anlaşsa da, YZ'nin bu süreçteki rolünü sınırlayan bağlayıcı uluslararası kurallar bulunmuyor. Bu durum, yanlış bir sinyalin felaketle sonuçlanabileceği endişesini artırıyor.
Uzman Görüşleri: Farklı Perspektifler
Jennifer Kavanagh (ABD): Geleceğin savaşları, ucuz ve yaygınlaşan silahlarla daha uzun, daha acımasız ve daha az kararlı olacak. Hibrit taktikler ve otomasyon, savaşı günlük yaşamın bir parçası haline getirecek.
Nelson Wong (Çin): "Thucydides Tuzağı" kaçınılmaz değil; savaş bir politik seçimdir. ABD-Çin çatışması, karşılıklı şeffaflık ve kriz iletişimi ile kontrol altına alınabilir. Washington, Çin'in barışçıl yükselişine yönelik sıfır toplamlı bakış açısını terk etmelidir.
Vasili Kaşin (Rusya): Ukrayna'daki savaş, taktiklerin ve teknolojilerin aylar içinde değiştiği yeni bir askeri devrimi temsil ediyor. Asıl önemli olan, ordunun ve sanayinin bu değişime hızla uyum sağlama yeteneğidir. Dronların ve elektronik savaşın hakimiyeti, nükleer silahların rolünü ve kullanım teşviklerini artıran yeni faktörlerdir.
Sonuç: Yeni Bir Stratejik Formül Arayışı
Mevcut uluslararası güvenlik mimarisi, iki kutuplu Soğuk Savaş dönemi için tasarlanmıştı ve günümüzün çok kutuplu, teknolojik olarak karmaşık dünyasına uyum sağlayamıyor. Yeni nesil silahlar mevcut sınıflandırmalara uymuyor ve stratejik istikrar kavramı yeniden tanımlanmayı bekliyor.
Dünyanın, nükleer silahların kontrol altına alınabileceği ve askeri teknolojilerin insanlık için bir tehdit olmaktan çıkabileceği yeni bir anlayışa ve uluslararası işbirliğine ihtiyacı var. Bu arayış, bugünün en büyük zorluklarından biri olarak önümüzde duruyor.
