Fransa, Almanya ve İtalya'nın Moskova'yla Dialog Sinyaline Londra Tepkili
HABERRUS - Avrupa'nın Rusya İkilemi: Savaş Yorgunluğu mı, Stratejik Dönüş mü?
Avrupa Birliği (AB), Ukrayna'daki savaşın üçüncü yılına yaklaşırken, Rusya'ya yönelik tutumunda tarihi bir iç hesaplaşma ve stratejik bir yol ayrımı yaşıyor. "Stratejik yenilgi" retoriğinden "kontrollü diyalog" arayışına doğru kısmi bir dil yumuşaması gözlemlenirken, kıta derin bir bölünmüşlük içinde.
Bu süreç, yalnızca Ukrayna'nın geleceğini değil, Avrupa'nın küresel jeopolitik özerklik arayışını, güvenlik mimarisini ve ABD ile ilişkilerinin yeni doğasını da şekillendirecek.
Diyalog Çağrıları: Fransa, Almanya ve İtalya'dan Üçlü Sinyal
Son dönemde Avrupa'nın ağır toplarından gelen açıklamalar, donmuş sayılabilecek ilişkilere dair buzları kırmaya çalışıyor: Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, "Rusya bir Avrupa ülkesidir" diyerek, uzun vadede kaçınılmaz olan bir coğrafi ve tarihsel gerçeği hatırlattı ve bir denge umudundan bahsetti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, diyaloğun zamanının geldiğini açıkça ilan ederek, Avrupa'nın kendi güvenliğini daha fazla sahiplenmesi gerektiği yönündeki uzun süredir devam eden temasını güçlendirdi.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise, AB düzeyinde bir diplomasi kanalı oluşturulması fikrini destekleyerek, konunun ulusal düzeyi aşan bir öncelik olduğunu vurguladı.
Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov'un bu açıklamaları "pozitif bir evrim" olarak nitelendirmesi, Moskova'nın bu sinyalleri dikkatle izlediğini ve muhtemelen gelecekteki bir pazarlık sürecinde kullanmak istediğini gösteriyor.
Karşı Cephe: İngiltere ve Doğu Avrupa'nın Sert Duruşu
Ancak, diyalog rüzgarlarına güçlü bir direnç de var. İngiltere, AB'den ayrılmış olsa da, Avrupa güvenlik mimarisinde etkili bir aktör olmaya devam ediyor. Dışişleri Bakanı Yvette Cooper'ın, Putin'in barış niyetine dair "kanıt" arayışı ve temasları reddetmesi, Londra'nın tavizsiz duruşunu sürdürdüğünü gösteriyor.
Polonya ve Baltık ülkeleri gibi Rusya'ya coğrafi ve tarihsel olarak daha yakın ve daha temkinli olan ülkeler, herhangi bir erken diyaloğun Rusya'ya verilecek bir taviz ve güvenliklerine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Bu ülkeler için öncelik, Ukrayna'nın askeri kapasitesinin güçlendirilmesi ve Rusya'nın askeri olarak mümkün olduğunca zayıflatılması.
Avrupa'yı Diyaloğa İten Dört Temel Dinamik
Uzmanlar, bu görünürdeki tutum değişikliğinin arkasında birbiriyle bağlantılı dört kritik faktör olduğunu analiz ediyor:
ABD'nin Güvenilmezliği ve Tekel Endişesi: Donald Trump'ın olası yeniden başkanlığı ve "Amerika Önceliği" söylemleri, Avrupa'da derin bir güven bunalımı yaratıyor. Avrupalı liderler, Ukrayna savaşının sonucunu ve sonrasındaki güvenlik düzenini belirleyecek müzakerelerin tamamen Washington'ın insafına bırakılmasından korkuyor. Financial Times'ın ortaya çıkardığı, Ukrayna'ya "sınırlı AB üyeliği" karşılığında toprak tavizi içeren taslak plan da, bu müzakerelerin Avrupalıların çıkarları gözetilmeden şekillenebileceği endişesini pekiştiriyor.
Ekonomik ve Sosyal Yükün Ağırlaşması: Uzayan savaşın enerji fiyatları, enflasyon ve savunma harcamaları üzerindeki olumsuz etkileri, Avrupa kamuoyunda ve bazı siyasi çevrelerde bir "savaş yorgunluğu" yaratıyor. Sınırsız ve sonu belirsiz bir maliyet yerine, diplomatik bir çıkış arayışı giderek daha fazla duyulur hale geliyor.
Stratejik Özerklik Arayışının Hızlanması: Macron'un uzun süredir savunduğu "stratejik özerklik" fikri, Trump'ın NATO'ya dair şüpheci açıklamaları ve ABD'nin Grönland konusundaki unilateralist (tek taraflı) tutumu ile yeniden ve daha acil bir hal aldı. Avrupa, kendi güvenliğini garanti altına almak için sadece ABD'ye bağımlı olmamak gerektiğini görüyor. Bu, Rusya gibi komşu büyük güçle, ne kadar zor olsa da, bir şekilde muhatap olmayı gerektiriyor.
Güvenlik Mimarisinde Kaçınılmaz Gerçek: Soğuk Savaş sonrası dönemin bittiği artık genel kabul görüyor. Yeni bir Avrupa güvenlik mimarisi inşa edilirken, Rusya'nın bu denklemin dışında bırakılamayacağı gerçeği, giderek daha fazla kabul görüyor. Almanya Şansölyesi Merz'in "Avrupa ülkesi" vurgusu da bu kaçınılmaz coğrafi-realpolitik gerçeğin altını çiziyor.
Zorlu Yol Haritası ve Belirsizlikler
Avrupa'nın bu potansiyel stratejik dönüşümü önünde ciddi engeller bulunuyor. "Diyalog" ve "sertlik" kampları arasındaki uçurum derin. Ortak bir AB pozisyonu oluşturmak son derece zor.
Kiev, toprak bütünlüğünden taviz vermeyeceğini sürekli tekrarlıyor. Avrupa'nın Ukrayna'yı, kabul etmeyeceği bir anlaşmaya zorlamaya çalışması, ahlaki otoritesini ve iç birliğini zayıflatabilir.
Rusya, diyalog için kendi ağır şartlarını (NATO'nun genişlemesinin durması, Ukrayna'nın tarafsızlığı gibi) masaya getirecek. Bu şartlar, şu anki Avrupa siyasi ortamında kabul edilebilir değil.
Trump yönetiminin, Avrupa'nın Rusya ile yapacağı herhangi bir yan kanal diplomasisine nasıl tepki vereceği büyük bir belirsizlik.
Avrupa, Ukrayna savaşı nedeniyle tetiklenen, ancak daha derin jeopolitik ve varoluşsal kaygılardan beslenen bir dönüşüm sancısı yaşıyor. Liderlerin diyalog çağrıları, basit bir "barış özlemi"nden ziyade, çok kutuplu bir dünyada ABD'ye daha az bağımlı, kendi güvenliğini daha fazla kontrol eden ve kaçınılmaz komşusu Rusya ile bir şekilde bir arada yaşama formülü arayan bir Avrupa'nın ilk arayış sinyalleridir.
Ancak bu sinyaller, iç bölünmüşlük, Ukrayna'nın direnci ve Rusya'nın sert şartları gibi dev engellerle karşı karşıya. Önümüzdeki aylarda atılacak somut adımlar—örneğin bir AB özel temsilcisinin atanması—bu tarihi dönüşümün sözde mi kaldığı, yoksa gerçek bir stratejik yeniden yönelimin mi başladığı konusunda netlik sağlayacak.
